Polivagal Teori, bağlanma stilleri ve çocukluk travmaları üzerinden evlilik ilişkilerine psikolojik ve sosyolojik bir bakış
Bazı insanlar eşleriyle tartışmaz; çocukluklarında öğrendikleri savunma biçimleriyle mücadele ederler.
Bir kadın düşünün. Eşi sesini biraz yükselttiğinde kalbi hızlanıyor, boğazı düğümleniyor ve kendisini açıklamak için yoğun bir çaba gösteriyor.
Bir erkek düşünün. Eşi duygularını konuşmak istediğinde huzursuzlaşıyor, konuyu kapatıyor, susuyor veya bulunduğu ortamdan uzaklaşıyor.
Kadın, “Beni neden anlamıyorsun?” diye soruyor.
Erkek, “Neden her şeyi sorun hâline getiriyorsun?” diye karşılık veriyor.
İkisi de aynı evde yaşıyor ama aynı duygusal gerçekliği deneyimlemiyor.
Peki neden?
Çünkü evlilik yalnızca iki yetişkinin bir araya gelmesi değildir. Aynı zamanda iki farklı çocukluk deneyiminin, iki bağlanma örüntüsünün ve iki farklı stres düzenleme biçiminin karşılaşmasıdır.
1. Çocuklukta güvenlik duygusu nasıl oluşur?
Çocuk, dünyaya geldiğinde çevresinin güvenli olup olmadığını yetişkinlerin davranışları aracılığıyla öğrenmeye başlar.
Bir çocuk korktuğunda sakinleştiriliyorsa, ağladığında ihtiyaçları dikkate alınıyorsa ve hata yaptığında aşağılanmıyorsa zamanla ilişkilerin güvenilir olabileceğine dair beklentiler geliştirebilir.
Ancak sürekli bağırılan, cezalandırılan, duygusal olarak ihmal edilen veya öngörülemez davranışlarla karşılaşan bir çocuk farklı ilişki beklentileri geliştirebilir.
Örneğin:
“Birini kızdırırsam beni terk edebilir.”
“Sevilmek için sorun çıkarmamalıyım.”
“Duygularımı gösterirsem zayıf görünürüm.”
“Kimseye güvenmemeliyim.”
“Karşımdakini kontrol edebilirsem güvende olurum.”
Bu düşünceler her zaman bilinçli değildir.
Çocuklukta gelişen ilişki beklentileri, yetişkinlikte kişinin yakınlık, güven, çatışma ve reddedilme karşısındaki tepkilerini etkileyebilir.
Ancak çocukluk deneyimleri yetişkinlikteki davranışları değişmez biçimde belirlemez. İnsanlar sonraki güvenli ilişkiler ve psikolojik destek sayesinde yeni ilişki biçimleri öğrenebilir.
2. Polivagal Teori açısından evlilikte tehdit algısı
Polivagal Teori, bedenin güvenlik ve tehlike karşısındaki tepkilerini anlamaya yönelik bir model sunar.
Bu modele göre kişi kendisini güvende hissettiğinde sosyal iletişime daha açık olabilir. Tehdit algıladığında ise savaşma, kaçma veya kapanma gibi savunma tepkileri gösterebilir.
Evlilikte bu tepkiler bazen şöyle görünür:
Algılanan tehdit Olası tepki
Eleştirilmek Öfkelenmek, savunmaya geçmek
Terk edilme ihtimali Israrla yakınlık ve güvence aramak
Tartışmanın büyümesi Susmak, uzaklaşmak
Kontrolü kaybetmek Aşırı denetleyici davranmak
Yoğun çatışma Donakalmak, duygusal olarak kapanmak
Bu tepkiler yalnızca Polivagal Teori ile açıklanamaz. Bağlanma süreçleri, öğrenilmiş davranışlar, bilişsel değerlendirmeler ve ilişkinin gerçek koşulları da önemlidir.
Özellikle çocuklukta sürekli tehdit altında yaşamış kişilerde stres tepkileri daha kolay tetiklenebilir.
Böylece yetişkin kişi, bugünkü bir olaya geçmişte öğrendiği savunma biçimiyle karşılık verebilir.
3. Kaygılı bağlanan eş: “Beni bırakma, beni duy, beni gör.”
Kaygılı bağlanma özellikleri gösteren kişiler, ilişkide yakınlığa ve güvenceye yoğun ihtiyaç duyabilir.
Eşlerinin ilgisizliği, sessizliği veya uzaklaşması terk edilme korkusunu harekete geçirebilir.
Bu kişiler bazen:
-
Sürekli konuşarak sorunları çözmeye çalışır.
-
Eşinin sevgisinden emin olmak ister.
-
Küçük mesafeleri bile reddedilme olarak yorumlayabilir.
-
Tartışma bitmeden rahatlamakta zorlanabilir.
-
İlişkiyi kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilir.
Burada önemli olan, yakınlık ihtiyacının kendisinin sağlıksız olmamasıdır.
Sorun, kişinin kendisini güvende hissedebilmek için sürekli karşısındakinden onay almak zorunda kalmasıyla ortaya çıkabilir.
Çocukluğunda sevgiyi kaybetmekten korkan bir yetişkin, evliliğinde sevgiyi korumak için kendisini kaybedebilir.
4. Kaçıngan bağlanan eş: “Beni rahat bırak, konuşmak istemiyorum.”
Kaçıngan bağlanma özellikleri gösteren kişiler ise yoğun duygusal yakınlığı veya çatışmayı bunaltıcı bulabilir.
Çocuklukta duygularını ifade ettiğinde karşılık bulamayan ya da bağımsız olmaya zorlanan bazı bireyler, ihtiyaçlarını bastırmayı öğrenebilir.
Yetişkinlikte bu durum:
-
Duygusal konulardan uzak durma,
-
Sorunları konuşmayı erteleme,
-
Yakınlık taleplerini baskı olarak algılama,
-
Kendi ihtiyaçlarını bile ifade edememe,
-
Tartışma sırasında geri çekilme
şeklinde görülebilir.
Ancak her suskun insan kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip değildir.
Bazı insanlar yalnızca düşünmek için zamana ihtiyaç duyar. Bazıları ise karşısındaki kişinin saldırgan davranışlarından korunmak için susar.
Bu nedenle davranışın nedenini anlamadan kişiyi bir bağlanma kategorisine yerleştirmek doğru değildir.
5. Evlilikte en yıpratıcı döngülerden biri: Kovalayan ve kaçan eş
Çift terapisi literatüründe talep etme–geri çekilme döngüsü olarak incelenen bir ilişki örüntüsü vardır.
Bir taraf sorunu konuşmak için ısrar ettikçe diğer taraf uzaklaşır.
Diğer taraf uzaklaştıkça ilk tarafın kaygısı artar.
Bu döngüde taraflar zamanla birbirlerinin davranışlarını olumsuz yorumlamaya başlayabilir.
Yakınlık isteyen eş, “Beni sevmiyor.” diye düşünebilir.
Geri çekilen eş ise “Ne yaparsam yapayım yeterli olmayacak.” hissine kapılabilir.
Oysa bazen iki taraf da ilişkide güven arıyordur; fakat güvene ulaşmak için kullandıkları yollar birbirlerinin kaygısını artırıyordur.
Bununla birlikte, bu açıklama her çift için geçerli değildir. Özellikle korkutma, tehdit, aşağılama veya şiddetin bulunduğu ilişkilerde sorun yalnızca karşılıklı iletişim döngüsü olarak değerlendirilemez.
6. Çocuklukta öğrenilen aile rolleri evliliğe taşınabilir
Aile yalnızca birlikte yaşadığımız insanlardan oluşmaz. Aynı zamanda ilişkiler hakkında ilk gözlemlerimizi yaptığımız sosyal ortamdır.
Çocuk, anne ve babasının birbirine nasıl davrandığını gözlemleyerek çatışmanın, sevginin, otoritenin ve sorumluluğun nasıl yaşandığına ilişkin fikirler geliştirebilir.
Örneğin sürekli öfkelenen bir babanın bulunduğu evde büyüyen çocuk, çatışmalardan kaçınmayı öğrenebilir.
Duygusal ihtiyaçları sürekli ikinci plana atılan bir kız çocuğu, yetişkinlikte eşinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından daha önemli görebilir.
Ailede sorunların hiç konuşulmadığını gören bir erkek çocuk, evlilikte duygusal iletişim kurmakta zorlanabilir.
Fakat bu örnekler kaçınılmaz sonuçlar değildir. Aynı ailede büyüyen çocuklar bile birbirinden farklı ilişki becerileri geliştirebilir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu süreçte toplumsal cinsiyet rolleri de etkilidir.
Erkek çocuklarına duygularını bastırmanın güç olduğu, kız çocuklarına ise ilişkiyi sürdürmek için fedakârlık yapmaları gerektiği öğretildiğinde yetişkinlikte eşit ve karşılıklı bir ilişki kurmak zorlaşabilir.
Bazen evlilikte iki insan değil, iki ailenin öğrettiği ilişki kuralları karşı karşıya gelir.
7. Sinir sistemini düzenlemek evlilik sorunlarını çözer mi?
Duygusal düzenleme becerilerini geliştirmek çiftlerin çatışmalarını daha sağlıklı yönetmelerine yardımcı olabilir.
Ancak tek başına yeterli değildir.
Bir ilişkide yalnızca sakin kalmayı öğrenmek değil, sorumluluk almayı, özür dilemeyi, davranış değiştirmeyi ve karşılıklı sınırları korumayı da öğrenmek gerekir.
Örneğin sürekli bağıran bir eşin davranışını yalnızca sinir sistemi aktivasyonuyla açıklamak eksik kalır.
Kişinin öfkesini nasıl ifade ettiği, karşısındakine verdiği zarar ve bu davranışı değiştirmek için gösterdiği çaba da değerlendirilmelidir.
Benzer şekilde sürekli susan bir eşin yalnızca rahatlamaya değil, duygusal iletişim becerilerini geliştirmeye de ihtiyacı olabilir.
Sağlıklı bir ilişkide her iki tarafın da kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenmesi önemlidir.
8. Çocuklukta öğrenilen ilişki döngüsü nasıl değiştirilebilir?
Değişim öncelikle kişinin kendi tepkilerini tanımasıyla başlayabilir.
“Eşim bana bunu söylediğinde neden bu kadar korkuyorum?”
“Birisi benimle konuşmak istediğinde neden kaçmak istiyorum?”
“Sevilmek için neden sürekli kendimden vazgeçiyorum?”
“Kontrol edemediğim durumlarda neden bu kadar öfkeleniyorum?”
Bu sorular, kişinin geçmiş deneyimleri ile bugünkü tepkileri arasındaki olası bağlantıları anlamasına yardımcı olabilir.
Ardından yeni davranışlar geliştirmek gerekir.
Çatışma sırasında mola vermek, duyguları suçlamadan ifade etmek, güvenli sınırlar oluşturmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak bu sürecin parçalarıdır.
Çift terapisi bazı ilişkilerde yararlı olabilir. Ancak şiddet, tehdit veya zorlayıcı kontrol bulunan durumlarda öncelik güvenliktir; ortak terapi her zaman uygun değildir.
Sonuç: Evlilikte yalnızca sevgi değil, güven de gerekir
Bir insanı sevmek, onun yanında mutlaka güvende hissedildiği anlamına gelmez.
Aynı şekilde bir ilişkide yıllarca birlikte yaşamak, sağlıklı bir duygusal bağ kurulduğunu göstermez.
İnsanlar bazen çocukluklarında öğrendikleri ilişki biçimlerini yetişkinlikte tekrar edebilirler.
Kimi sevilmek için susar.
Kimi terk edilmemek için sürekli mücadele eder.
Kimi yakınlık karşısında geri çekilir.
Kimi kontrol ederek kendisini güvende hissetmeye çalışır.
Ancak geçmişte öğrenilen davranışlar değiştirilebilir.
Burada önemli olan yalnızca kişinin neden böyle davrandığını anlaması değil, bu davranışların kendisine ve ilişkide olduğu insanlara nasıl etki ettiğini fark etmesidir.
Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar bir zamanlar bizi korumuş olabilir. Ancak yetişkinlikte aynı savunmalar, kurmak istediğimiz yakınlığın önünde engel hâline gelebilir.
Ve belki de yetişkin olmanın en önemli sorumluluklarından biri şudur:
“Geçmişim bana bu şekilde davranmayı öğretti. Peki ben bugün nasıl davranmayı seçeceğim?”
Havvanur Muradoğlu İncekara
Sosyolog ve Aile Danışmanı
